18 Ağustos 2014 Pazartesi

Murtaza Kenan

Metrobüste yine bir şölen havası hakimdi; birbirine yabancı ve farklı ırktan tüyler, derilerinden ödünç aldıkları su damlalarını ilk buluşmalarını gerçekleştirdikleri misafirlerine neşeyle ikram ederlerken, enine çizgili bluzlar, yolculuk süresinin hesabını tutar bir ritimle sallanan göbekleri örtülü tutabilmek için körük kısmında adeta bir başlarına vals yapıyorlardı. Cenazelerin vazgeçilmez yüzü amcaoğlu sağ olsun, Yenibosna’daki küçük çaplı bir sigorta şirketine gidip gelmeye başlayan Kenan, bu kez monoton serüvenini istemeye istemeye değiştirmek zorunda kalacak ve daha hak edilmiş üniversite diplomasını dahi teslim almadan, vatani görevini ertelemek üzere Halıcıoğlu Askerlik Şubesi’ne gidecekti.

Kendisine azıcık yabancı her sokağa girdiğinde yaptığı gibi, suratına, bölgenin varlığı her an belirebilecek saldırganlığını yaşamında daha önce hiç rastlamadığı ve insanlık namına karışması gereken herhangi bir olay olsa da bu olayın gerçekleşmesine asla ihtimal vermediğinden olaya müdahalede bulunmakta geciktiği izlenimini verdiğini umduğu yedi numaralı ifadeyi yerleştirdi ve metrobüs durağından çıkmak üzere alt geçide girdi. Önündeki etekli kızın pislik içindeki alt geçitte arkasına bakmaksızın hızla ilerliyor olması Kenan’ı da tedirgin etti ancak Kenan, kadının bacaklarına göz ucuyla bakarken bir anlığına tehditkâr bir yabancı gibi davranarak, birazdan yüzleşeceği üniformalı adamlara karşı özgüven kazanmaya çalışmaktan kendini almadı. Alt geçitte kadınla yalnız olabildikleri birkaç saniye boyunca, açık alanda beceremeyeceği kadar bir süreliğine kadının bacaklarına dik dik baktı ve ardından bacakların pek de güzel olmadığına karar vermiş gibi, bilirkişi ciddiyetine kapılarak geçitten çıktı.

İnce kollarını cesurca sallaya sallaya kıyıdaki askerlik şubesi kapısına yönelen farklı renklerdeki onlarca adamı geçmeye çalıştı Kenan; boyları bir yetmiş beşi aşmayan ve kot pantolon ile bluzla sarmalanmış Marmara gençlerinin bu sabahki gündemi tanıdıktı. Genlerine kodlanan bir komut ile endişelenmeye başlamış ve soylarının diğer erkleriyle tek taraflı bir hesaplaşmaya çağırılmışlardı. Her zamanki inancı boşa çıkmamış ve üstün genleri onu komut merkezine erken yönlendirmişti; Kenan daha şube açılmadan kapıdaydı ve fazla sıra beklemesine gerek kalmayacaktı. Önündeki, vatani göreve hazırlanan ensesi terli gençlerin nöbet bekleyen kepçe kulaklı askerle atışmasını ve tehdit yemesini yeniden yedi numaralı yüz ifadesini takınarak takip ettikten sonra, çay kokulu bekleme odasına alındı ve burada geçirilmesi kural olan üç dakikayı, tıpkı yoldaşları gibi gözünü dahi kırpmadan geçirdi.

Odadan binaya çağırıldıklarında sırasını kaybetti, fakat bıkkın kadınların yaptığı dağıtım zaten bu sırayı önemsiz kılacaktı; kendi alt şubesine ilk varan o oldu ve hayatının şimdiye kadarki yirmi iki yılında asla tek bir sakalı dahi uzama cüreti göstermemiş gibi mükemmel bir netlikle, tecil işlemi yaptırmak istediğini açıkladı. Uzun blokların ardına oturmuş dar pantolonlu, balık etli kadınların kendisinin suratına dahi bakmıyor olması Kenan için önemli değildi; o, sadece erkeklerin olduğu bir evrene girmişti. Yalnızca yerli futbolla ilgileniyor olsa da hobisinin spor olduğunu belirtti, sol gözünü kapatıp kapatamadığını bizzat deneyerek onayladı ve komando olmak isteyip istemediğinin tekrar tekrar sorulmasına karşılık hayır cevabını değiştirmemekte direndi. Tek bir adım, tek bir dirsek çarpması sekmeyen uygulamalarıyla komutan imzalarını aldı, komutanın kendisini orduya katmak için neredeyse kalburüstü bir maaş teklif edeceğine kendini ikna etti ve emredildiği üzere, tecil öncesi muayene olmak üzere yeniden metrobüs durağına yola koyuldu.

Günlerdir kafasını kurcalayan ve adım adım içine işleyen görevi, öğleden evvel işlemlerini tamamlayabileceğini anladığı kaldırım yürüyüşünden beri Kenan’a keyif vermeye başlamıştı. İstenenleri muazzam bir dikkatle bir bir yerine getirecek, hızını asla düşürmeyecek ve tıpkı tüm yaz mevsimini kusursuz bir çalışma ile değerlendirmiş bir karınca gibi kendini günün geri kalanında çalışması gerektiği sekiz kişilik ofisinin gıcırtılı sandalyesine bırakacaktı. Hem bu görev çağrısı sayesinde güne de her zamankinden daha erken başlamış ve zamanını iyi değerlendirmişti; ofise gitmek için her gün sabah yedi buçukta evden çıkarken, askerlik şubesine hem erken varmak hem de bu zorlu gün öncesinde metrobüsün fazla kalabalık olmadığı vakti yakalamak için saat yediye varmadan soluğu sokakta almıştı. Yine de vaktini riske edip boş metrobüs bekleyememişti Kenan; geçtiğimiz Pazar sabahından beri şöyle ferah bir metrobüsün keyfini çıkaramamıştı –evet, çiçeği burnundalığın rica reddedemeyen raconu gereği pazar günleri de, yarım günlüğüne çalışıyordu Kenan. Tanrısından daha çalışkandı.

Alt katı muhtarlık, üst katı sağlık ocağı binaya, yurdum sempatisi bakışları atarak girdi ve temposunu düşürmeden, daracık merdivenlerde iki hekim odası arasında koşturup durdu Kenan. Kendi doktoru Behim Bey bugün izne çıkmış, yerini mahallenin en saygıdeğer aile hekimi olan düzgün diksiyonlu Fahri Beye bırakmıştı. Kenan Fahri Beyin boy ve kilo sorularını kendinden emin bir tavırla cevapladı ve yarım yamalak kapatılmış saman zarfını kaptığı gibi metrobüs durağına fırladı. Belki bir dünya rekoruna, olmadı İstanbul rekoruna koşuyordu Kenan. Metrobüste elbette yine ayakta kalmıştı, fakat bu kez yüzünde güller açıyordu. Kendisini ters ters kesen terli suratlara aldırış etmiyor, dümdüz uzanmış metrobüs şeridinin önünde yükselen bayırlara sevgiliye ulaşmak üzere aşması gereken iyiliksever dağlarmış gibi bakıyordu.

Hiçbir trafik lambasının veya bezgin yayanın düzenini bozmasına izin vermeden askerlik şubesine geri döndü. Alacağı karşılığı bilmesine rağmen veznedeki turtasever kadına ne yapması gerektiğini sordu ve kendi şubesine ulaşmak üzere doğruca merdivenlerden çıkmaya başladı. İkinci defa çıkmak zorunda kaldığı bu bitmek bilmeyen merdivenler artık tanıdık birer yol arkadaşı gibiydiler Kenan için; onlarla yeniden birlikte olamamanın karşılığı, ölümün yanıbaşında olmasına denkti. Kenan birazdan gireceği ve her kapıda bir körpe askerin moralsizce beklediği koridora kendini adamaya hazırdı. Ne okullarında, ne aylarca iş ararken takıldığı tavlacı arkadaşlarında, ne her kendini tekrar etmeyi seven projesini gün gün dakik bir şekilde uyguladığı ofisinde böyle bir şey hissetmişti. Senelerdir nereden geldiğine, neden yaşadığına, ne olduğuna dair sorduğu soruların cevabını almak üzereydi belki de. Yalnızca beynindeki kodlara kulak vermesi gerekiyordu.

Kenan şubesindeki tembel görevlilere aşağılar bakışlar atmamak için kendini zor tuttu ve onlar izni verir vermez yeniden komutanına yöneldi. Bu kez daha dik, daha yürekli gözlüyordu komutanını; kendisinin görev adamı olduğunu hemen anlayan bu muazzam liderin yakınında olmak onun için bir şerefti. Kenan zarfına gerekli mührü aldı, komutanının şişkin göğsüne şehirli bir teşekkür kondurdu ve konum israfı şube görevlilerini son bir kez süzerek şubeden ayrıldı. Koridordaki görevli asker, kapılardaki genç adamlar, bahçe kapısındaki silahlı yumurcaklar; hepsi Kenan’ın yüzündeki gururlu gülümsemeyi coşkuyla uğurladı ve Kenan sürgülü, kısa boylu kapıdan değil, demirleri sık ve uzun döşenmiş rütbeli kapıdan çıkarak özgürlüğüne salındı. Zarfı elinden alınmış, iki yıllığına sivil hayata terk edilmişti. Elinde hiçbir şey yoktu. Kot pantolonu ve tişörtüyle, dımdızlak bir şekilde ofise gitmesi ve tembellerin sigara üstüne sigara yaktığı öğle arasını atlattıktan sonra klima altında saatlerce veri girişi yapması gerekecekti.

Ertesi sabah saat tam yedi buçuğa gelmişken kendini bir metrobüsün ön camına yapışmış olarak buldu Kenan. Farklı ve heyecanlı bir tecrübeydi; hem gün boyu düz bir şeridi takip eden gömlekli bir şoförün doğal yaşamını gözlemleyebiliyor, hem de güneşin buruşturduğu yolları daha yakından inceleyebiliyordu. Ön kapıdan içeriye kendini zor atmış genç bayanın bugün ofisine giderken kolsuz bir elbise seçmiş olması da cabası; uzun zamandır ilk kez bir dişiyle temas edebildiği bu dakikalar Kenan için oldukça ilginç bir günün habercisiydi. Ancak Kenan, birkaç gün önce heyecanla karşılayacağı bu üçlemeden, farkındalığı sayesinde çok çaba harcamış olmasına rağmen fazla etkilenemedi. Hâtta eğlence ortamını henüz Halıcıoğlu’ndayken terk ediverdi. Durum kontrolünde bile değildi; bir anda metrobüs durağına inmişken buldu kendini. Önünde daha evvelsi gün girdiği alt geçit uzanıyor,  alt geçide inen merdivenlerin hemen sağındaki tabelada Halıcıoğlu yazıyordu.

Düşünceye mahal vermeden iki nöbetçi askerin karşısında buldu kendini. Tecrübelerinden faydalanarak sürgülü demir kapının tam önünde dikilmeye başladı ve gün boyunca uzayıp gidecek bir kuyruğun patronu oldu. Saat gelip de içeriye alınır alınmaz, arkasından etrafa şaşkın şaşkın bakarak giren gençlere örnek olmaya çalışır gibi doğrudan dedektörlü askerin tarafına yöneldi ve telefonunu tek hamlede kapatıp ter içindeki cebine geri soktu. İşini kolaylaştırdığı askerlerin takdir dolu gülümseyişlerini kabul ederek veznelere yöneldi, kahvaltı niyetine hamurişi bir şeyler didikleyen kadınların suratına dahi bakmadan sevgili merdivenlerini çıkmaya başladı. Son gördüğünde onu özgürlüğüne uğurlayan merdivenlere geri dönen Kenan, ölümün varlığını çoktan unutmuştu bile.

Şubesinin nöbetçi askeri, Kenan’a sıra numarasını sormuştu fakat Kenan’ın böyle sıradan muamelelere kulak asacak bir tecrübesizliği yoktu; kardeşim’lere, hemşehrim’lere aldırış etmeden görevlilerin yanından hızla geçti ve komutanının pembemsi ancak kesin suretle ciddi yanaklarıyla karşılaştı. Kısa bir süre, anlamsızca bakıştılar. Kenan bir anda kendine gelmiş gibi etrafına bakındı. Israrla ne istediğini soran komutana, tecil işlemlerini yenilemek istediğini söyledi. Komutan Kenan’a önce görevlilerin vereceği formları doldurmasını, görevliler önce sıra numarası almasını söylediler. Kenan onlara sıra numarasını önceki gün aldığını hatırlattı ve sol gözünü sıkıca kapatarak komando olmak istemediğini belirtti. Görevliler birbirlerine baktılar. Kenan, tıpkı kendisi gibi açık mavi gömlek giymiş, tıpkı kendisi gibi sinekkaydı tıraş olmuş bir gencin formlarını imzalayan komutanın kendisiyle hiç ilgilenmediğini gördü. Başına üşüşmüş konuşup duran görevliyi ve askeri umursamadan şube odasından çıktı ve hızla merdivenlerden inmeye başladı. Buraya geri geldiği için kendisine küfürler savura savura metrobüse atladı ve ofisin yolunu tuttu.

Ertesi sabah saat tam yedi buçuğa gelmişken kendini bir metrobüsün körük kısmında buldu Kenan. Kıçını körüğe dayamaya çalıştı ancak yaşlıca bir öğretmen ceketi, Kenan’dan evvel kendini körüğe fırlatmıştı bile. Aracın bu en havasız kısmında bile tutunacak yer bulmakta zorlanıyordu Kenan; alışık olmadığından veya bu eziyetsever şartlarından dolayı kendi memleketine küfredeceğinden değil ama, daha evvelsi gün bir komutanın gözüne girebilmişken… gücüne gidiyordu işte. Omzuna dayanan güneş gözlüklü, durmadan gülüp duran bir adam gürültüyle öksürüp duruyor, sıkıştırıldığı düz şeritlere meydan okuyan şoför sürdüğü aracın yolcularını sarsmadan işine devam etmek istemiyordu. Kenan, bir anda, bağırarak insanları eze eze aracın ön tarafına ilerlemeye başladı ve yoğun bir çabanın ardından şoföre ulaştı. Hiçbir şey söylemeden adamın boğazına sarılıverdi. Arkadan yetişip Kenan’ı çekiştiren yaşlı kadının aksiyon dünyasına vedası çoktan gerçekleşmişti; Kenan ondan etkilenmeden, şoförü sallamaya devam etti. Şoförü öldürmeye çalışıyor da değildi, ne istediğini bilmeksizin öylece sallayıp duruyordu adamı. Şoför paniğe kapılmadan metrobüsü durdurdu ve ön kapıyı açtı. Kenan, işe geç kalacaklarını haykrarak ona saldırmaya kalkan adamlara dönüp bakmadan metrobüsten aşağı atladı ve kendini Halıcıoğlu metrobüs durağının hemen önünde buldu. Hemen ardından kendini askerlik şubesinin önünde buldu. Hemen ardından kendini komutanının karşısında buldu. Bu sabah nasıl uyandığına, ofise gitmeyi aklından bir an olsun geçirip geçirmediğine, kahvaltıda ne yediğine veya evden çıkmadan evvel üzerine ne giydiğine, metrobüse hangi stratejik hamlelerin ardından bindiğine, buraya nasıl geldiğine dair hiçbir fikri yoktu. Oradaydı. Merdivenlerle buluşmuş, kodlarının sesini dinlemişti. Kenan, hazır ol duruşuna geçti ve komutana tecil işlemlerini iptal ettirerek asker olmak istediğini söyledi. Komutan, Kenan’a bir lakap taktı.

Hiç yorum yok: