13 Eylül 2014 Cumartesi

Gençler

Günün tek ortak dersinin, en azından erkek öğrencileri boğuculuğundan kurtaracak görsel ilgi çekiciliğe sahip olmayan tiz sesli hocanın akşamki randevusuna kadar boşlukta kalmama derdi yüzünden havanın tamamen karanlığa sokulduğu vakitte bitmesiyle, elli kişilik sınıfın birkaç gömlekli erkeğinden biri olmayı özgüvenine kaynak edinmiş Ulaş’ın, üniversitenin şimdiye kadarki kısa döneminde tesadüfen en iyi ilişki kurabildiği kişileri favori kafesine götürme çabaları da başlamıştı. Palto havasının kendini yavaştan atkı ve eldiven havasına geliştirdiği kasım sonu günlerinde, o saatte –ertesi sabah çoğunluğun erkenden dersi varken-, hele ki yağmur atıştırırken, kahveleri hiç de uygun fiyatlı sayılamayacak kafeye gitmek herkesin kolaylıkla kabul edeceği bir teklif değildi; fakat birinci sınıflarda kimsenin yalnızlığa sürüklenmemekte yeteri kadar güvenebileceği bir arkadaşı olmamıştı henüz.

Arkaya ve yana bakmalar, kim geliyor kim ayrılıyor kontrolleri ve karakter bozukluklarıyla dolu yan yana yürüyememe seansçıklarının ardından bir şekilde, en azından geçirilecek vakti kayıp niteliğine sürüklemeyecek, bilgisayar başına atlanmamış vaktin gururunu kurtaracak kadar kişi, loş ışıklı, caz atmosferli, İtalyan görünümlü İngiliz kafesinin düşük sesle ve genellikle saniyelik aralıklarla gülümseyen şık giyinimli kadın ve erkeklerin hemen hemen yarısını doldurduğu ilk katın en iki-masa-birleştirmeye-müsait kısmına kendilerini attılar. Organizatör ünvanıyla üzerinde durumdan hoşnut bir sorumluluk hisseden Ulaş, kendisi dışındaki tek erkek olan ve sayıca kendilerinden bir fazla olan kızlarla yalnız kalmamasını sağlayarak kendisini büyük bir erken okul dönemi sıkıntısından kurtaran Tunç’un yardımıyla kare şeklindeki, birbirinden sadece bir sandalye uzaklıkta duran iki cam masayı birleştirdi ve resmî olmayan sandalye kapmacada açıkta kalan tek kişi olarak arka masanın çökük, arkaya doğru uzayarak neredeyse yataklığa ulaşmaya çalışan  bej şeritli kahverengi koltuğunu aldı ve herkesin suskun birbirine bakışları arasında, sokulduğu köşenin şansa hemen hemen karşısında oturan Meltem’e ve onun biraz yanındaki, masanın iç tarafta kalan en güzel köşesini kapmayı başarmış Gamze’ye kısa bakışlar ve sürekli bir gülümsemeyle bakarak koltuğuna oturdu –çökük koltuk gülümseyişini nihayet sonlandırarak Tunç’la Ulaş’ın ortasına denk gelmiş Yağmur’un sessizliğe bulanmış az tanışıklılık gerginliğinin artmasının önüne geçti.

Sonra oturup, tüm bu uzun soluklu ifadeler acınası beceriksizliklerine rağmen onları anlamaya çabalamıyormuş gibi, şimdiye dek yazılmış tüm uzun cümleleri dalga konusu yaptılar.

Hiç yorum yok: