2 Kasım 2014 Pazar

20

21 Kasım 2011.

“Birkaç gecedir aynı rüyayı görüyorum –ya da öyle sanıyorum: Tırmanmaya, çıkmaya çalıştığım yüksek bir taşlık. Üst tarafta tam olarak ne olduğunu bilmiyorum; sanki düzlük gibi. Her çıkmaya çalışmamda, son zorlu adımı atacağım yerde farklı biri oturuyor oluyor. Bu gece yaşlı bir kadın oturuyordu.

Bu belki, babaannem; materyalin, çalışmanın pençesinden kurtulup ferahlamamın önünde her seferinde farklı bir aile bireyi duruyor.

Senaryo dersini ektim ve daha fazla uyudum. Yeni bir rüya. Yaşlı bir yazar, el işçisi, kamyonunu satmaya çalışıyor ve ben onun asistanıyım. Hata yaptığımda, hayal kırıklığına uğradığını söylüyordu İngilizce; yazarmış, pislik.”

Her anını nokta koymak adına geçiren bir adamın gençliği virgülleri çok sever; bu, yazılmış her satırı okuyup kendini sütunlara taşıyacak formülü kendinden gizlice bulmaya çalışan sahtekar bir edebiyat asalağının küçümseyeceği geçmişin içekapanık ve tozlu sırrıdır. Zihin tecrübesizliğinde mekânını tanımaya öyle önem verir ki, sağın solun gerçekliği ölümün hakikatine baskın çıkıverir.

Hiç yorum yok: