17 Şubat 2015 Salı

Özneye Telkin

    Bir yalnızlık anında kendimi değişilmez nesnemin pençeleri arasında buldum. Bana her şeyi yapabilir, bakışlarını çoktan kendinden öteye çevirmiş zavallılığımın nerelere sürüklendiğini görmesine küçücük bir imkan dahi tanımayabilirdi. Dünyayı onunla ele geçirmeye, dahası, kendimi onun üzerinden var etmeye kararlıydım.

    Zihnin baş ucundan ayrılmayan böyle bir saplantı, gözlerden ve ulaşılabilir mesafelerden kaçtığında, hastalıklı çıkışlar da yönetimi avuçlarına alıyor. Ne yaptığı, nesneliğimi kimlerin nesneliğine değiştiği, kendini kimlere nesne kıldığı, ölümü dahi en azından akıl sağlığını koruma düzeyinde kenara kaldırabilmiş ruhu için için kemiriyor ve tanınmaz hale gelmiş bir sözde benlik, şaşkınlık içinde çıkmaz bir dünyada koşturup duruyor.

    Halbuki nesne sadece biz onunlayken nesnelik niteliği gösterir; zihninde kurabileceklerin onun gerçekliğine denk gelmeyi bıraktığı anda, onun özneliği senin sadece-nesne radarında görüntü sağlayamaz. Sevgilin her zaman sensiz düşünüyor; aklının içinde o bir özne ve sen onu yakalayamazsın. Bunu kabullenmeye mecbur olduğuna göre, onun senin sokağında değilken gireceği nesnelik ilişkilerini, hissedeceklerini ve yapacaklarını, alacağı zevkleri ve hatta çekeceği acıları, ölümü kaldırmayı becerebildiğin oyalamacı rafa kaldırmaya çabala.

    O şimdi yanıbaşımda. Her zamanki gibi kıvrılmış, aldığı ilacın etkisinde ve derin bir uykuda. Ortadoğu lambası, güzel dudaklarını ve göz kapaklarını aydınlatıyor. Şimdi. Ve burada. İşe yarıyor. Bu zaman ve mekan haricinde ne yapıyor olduğu neden öznenin umrunda? Utanç atfettiğimiz en dışlanmış eylemlerimizi yalnızken, zaten harekete geçmiş olmasak da her an zihnimizin bir köşesinde, sessiz sedasız olsa da sonlanmaz bir döngü içerisinde oynatıp durmuyor muyuz?

    Sakın kimseye bir şey anlattırma. Buna ihtiyacın yok.

Hiç yorum yok: